YAZARLAR

Tümü

Çerçeve yasa ve barış zemini

(7 Gün, 20 Saat önce)
Türkiye, uzun yıllardır Kürt halkının kimliğini, dilini ve kültürünü inkâr ve imha politikalarıyla karşı karşıya bırakan çatışmalı bir sürecin ardından, bugün yeni bir dönemin, çatışmasız bir sürecin mümkün olup olmadığının tartışıldığı bir aşamadadır. Silahların susması, insanların ölmemesi ve toplumun çatışmanın yarattığı ağır yükten kurtulması, hangi siyasi görüşten olursa olsun herkesin ortak dileği ve kaygısı olmalıdır. Bu nedenle bugün tartışılan çerçeve yasayı eleştirirken çıkış noktamız barışın kendisi değil, barışın nasıl kalıcı, demokratik ve eşitlikçi hale getirileceğidir. Yazıya böyle başladım çünkü çerçeve yasa maddelerini okurken hala tek taraflı talepler var.

 

Rabia Baldemir

Barış iki taraflı bir süreçtir ve çok kırılgan, hassas ve bir o kadar da insanı ve hayatıdır. 

 

Çünkü çatışmanın sona ermesi ile barışın kurulması aynı şey değildir.

 

Bugünkü sürecin kamuoyuna açık hale gelmesi 2024 sonbaharında başlayan siyasi temaslarla mümkün oldu. 2025 yılı içinde silahlı mücadelenin sona erdirilmesine yönelik açıklamalar yapıldı, silah bırakma yönünde adımlar atıldı ve Temmuz 2025’te sembolik bir silah bırakma töreni gerçekleşti. Böylece çatışmanın silahlı boyutunun sona erdirilmesi yönünde somut bir irade ortaya çıktı.

 

Fakat aynı dönemde demokratik siyasetin alanını daraltan uygulamaların bütünüyle sona erdiğini söylemek mümkün olmadı. Gözaltı ve tutuklamalar, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması ve belediyelere kayyum atanması gibi uygulamalar devam etti, bu durum, silahsızlanma ile demokratikleşmenin aynı hızda ilerlemediği yönündeki eleştirileri güçlendirdi.

 

Tam da bu nedenle bugün önümüzde bulunan çerçeve yasayı yalnızca “silahlar nasıl bırakılacak?” sorusuyla değerlendirmek yeterli değildir.

Herkesin kafasındaki soru.

Silahların bırakılmasından sonra nasıl bir hukuk ve demokrasi düzeni kurulacaktır?

Çünkü bir çatışmanın silahlı araçları ortadan kaldırılabilir, fakat çatışmayı besleyen siyasal ve hukuki güvensizlikler çözülmediğinde, barışın kendisi kalıcı hale gelmez.

Çerçeve neden tek taraflı kalıyor?

Bir çerçeve yasa, adından da anlaşılacağı gibi, yalnızca bir sürecin başlangıç koşullarını değil, o sürecin hangi ilkeler üzerinde ilerleyeceğini açık bir şekilde göstermelidir.

Şimdiki mevcut yaklaşımın merkezinde ağırlıklı olarak silahsızlanma, silahlı faaliyetlerin sona ermesi ve bunun hukuki sonuçları bulunmaktadır. Bu alanların düzenlenmesi elbette gereklidir. Ancak karşılığında devletin hangi demokratik ve hukuki yükümlülükleri üstleneceği aynı açıklıkta ortaya konulmadığında, ortaya karşılıklı bir barış çerçevesinden çok, tek taraflı bir yükümlülük çerçevesi çıkmaktadır.

 

Buradaki mesele, devletin güvenlik kaygılarının ziyade, bir devletin yurttaşlarının güvenliğini sağlama sorumluluğu vardır.

Barış hukukunun bu soruya vereceği cevap açık olmalıdır.

Silahların bırakılması, ancak insanların bundan sonra haklarını başka yollarla savunabileceklerine dair güven oluştuğunda kalıcı bir dönüşüme dönüşebilir.

Bir insan kendi dilini konuşabilmeli, kültürünü yaşayabilmeli, kimliğini ifade edebilmeli, inancını özgürce yaşayabilmeli ve bütün bunları demokratik yollarla savunabilmelidir.

Bu hakların güvence altına alınması belirli bir topluluğa, halka ayrıcalık tanımak değildir. Tam tersine, eşit yurttaşlığın gereğidir.

Kürtçe konuşmak, anadilde eğitim talep etmek, kültürel hakları savunmak, kimliğini ifade etmek veya inancını yaşamak en doğal haktır. 

Geçmişte suç olarak değerlendirilmiş bazı siyasi ve kültürel faaliyetlerin gelecekte de aynı biçimde yorumlanabileceği endişesi ortadan kalkmaz.
Barış istemek 
Taleplerimizden ve haklarımızdan vazgeçmek demek değildir. 

Silahların bırakılması, insanların kendi kimliklerini savunma hakkından vazgeçmeleri anlamına gelmemelidir.

“Bir daha suç işlememek” nasıl tanımlanacak?

 

Bir barış hukukunun geçmişteki fiillerle ilgili düzenlemeler yapması doğaldır. Ancak bundan daha önemli olan, geleceğe ilişkin sınırların açık biçimde çizilmesidir.

İnsanlara bir daha suç işlememeleri söyleniyorsa, hangi davranışların suç, hangilerinin demokratik hak olduğunun da açık biçimde gösterilmesi gerekir.

Bir insanın düşüncesini açıklaması, kültürünü savunması, dilini kullanmasını  istemesi, demokratik bir örgütlenmeye katılması veya siyasi bir talepte bulunması, şiddet içermediği sürece demokratik hayatın içinde kalmalıdır.

 

Bu güvence verilmediği takdirde silahların bırakılması, siyasal alanın genişlemesi anlamına gelmek yerine, yalnızca silahlı alanın sona ermesi anlamına gelebilir.

Barışın amacı ise bundan çok daha büyüktür.

Anayasa neden işin merkezindedir?

 

Kalıcı bir barış, yalnızca mevcut siyasi iktidarın iyi niyetine bırakılamaz.
Halihazırda bulunan hukuk ve anayasa dahi keyfice uygulanmaktadır. 
Bugün tanınan bir hak yarın geri alınabiliyorsa, o hak kalıcı bir güvence değildir.

 

Bu nedenle dil, kültür, inanç, ifade, örgütlenme ve siyasi katılım gibi temel hakların güçlü hukuki ve anayasal güvencelere bağlanması gerekir.

Burada mesele yalnızca Kürtlerin hakları değildir. Demokratik anayasal düzenin temel niteliği, farklılıkları devletin takdirine bırakmak yerine hak olarak güvence altına almaktır.

Böyle bir yaklaşım Kürt’ün, Arap’ın, Ermeni’nin, Laz’ın Rum’un Alevi’nin, farklı inançların, farklı dillerin ve farklı siyasi düşüncelerin aynı hukuk düzeni içinde eşit biçimde yaşayabilmesini sağlamalı. 

Barışın kalıcılığı da buradan gelir.

Bugünkü uygulamalar neden önemlidir?

 

Yasanın geleceğe ilişkin vaatlerini değerlendirirken bugünün uygulamalarını görmezden gelmek mümkün değildir.

Bir tarafta silahların bırakılmasından ve yeni bir dönemden  söz edilirken, diğer tarafta seçilmiş yerel yöneticilerin görevden alınması, kayyum uygulamaları, gözaltı ve tutuklamaların devam etmesi demokratikleşme konusunda doğal olarak soru işaretleri yaratmaktadır. Parlamento bünyesindeki barış çalışmaları daha geniş demokratik reformlar ve belediyelerde seçilmiş yönetime dönüş gibi başlıklar önermiş olsa da, bunların ne ölçüde ve hangi hukuki güvencelerle hayata geçirileceği hala  belirsizdir.

Bu nedenle barışın dili ile devletin günlük hukuk pratiği arasında bir uyum kurulması gerekir.

İnsanlardan yeni bir döneme güvenmeleri isteniyorsa, bu güven yalnızca sözlerle değil, uygulamalarla da oluşturulmalıdır.

 

Her  iki tarafın da barışın gerektirdiği sorumlulukları üstlenmesidir.

Silahların bırakılması bir sorumluluk ise 
bunun karşılığında demokratik alanın genişletilmesi de bir sorumluluktur.

Bunun karşılığında temel hakların güvenceye alınması bir hukuk adımıdır.

Çatışmanın sona ermesi bir başlangıçtır.

Bunun karşılığında toplumun eşit yurttaşlık temelinde yeniden kurulması ise barışın kendisidir.

İşte çerçeve yasa bu ilişkiyi açık biçimde kurmalıdır.

Barışın yasası nasıl olmalı?

 

İyi bir çerçeve yasa, yalnızca geçmişte ne olduğunu ve bundan sonra silahların nasıl bırakılacağını düzenleyen bir metin olmamalıdır.

Aynı zamanda geleceğin siyasal düzenine ilişkin açık ilkeler ortaya koymalıdır.

Silahsızlanmanın hukuki koşulları belirlenmeli, fakat bunun yanında demokratik siyasetin önü açılmalıdır.
Ve insanların gelecekteki barışçıl siyasi ve kültürel faaliyetleri güvence altına alınmalıdır.

Devletin demokratikleşme alanındaki sorumlulukları belirsiz bırakılmamalı; mümkün olduğunca açık, ölçülebilir ve denetlenebilir hale getirilmelidir.

Temel haklar yalnızca yasa metninde değil, güçlü anayasal güvenceler içinde korunmalıdır.

Ve bütün bunlar belirli bir siyasi kesimin değil, toplumun tamamının hakkı olarak düzenlenmelidir.

 


Eğer  eşit yurttaşlıkla, özgür ifade ve örgütlenmeyle, dil ve kültür haklarıyla, inanç özgürlüğüyle ve güçlü anayasal güvencelerle doldurulursa, o zaman silahların susması gerçek bir dönüşümün başlangıcı haline gelir.

Bu nedenle çerçeve yasaya yönelik eleştiri, barışa yönelik bir itiraz değildir.

Tam tersine, barışın daha sağlam kurulması için yapılan bir çağrıdır.

Yasanın eksiklerini görmek, süreci reddetmek değildir.

 

Çünkü gerçek barış, çatışmanın sona erdiği gün değil, insanların kimlikleriyle, dilleriyle, kültürleriyle, inançlarıyla ve siyasi düşünceleriyle eşit ve özgür yaşayabileceklerine güven duydukları gün kurulur.

Çerçeve yasanın asıl görevi de tam burada başlar: Silahların nasıl bırakılacağını düzenlemek kadar, silahların yerine hukuku, siyaseti, özgürlüğü ve eşit yurttaşlığı koyacak düzeni güvence altına almak.


İSTANBUL
EURO
55.1391
DOLAR
47.7206
ARŞİV