YAZARLAR

Tümü

Ezberlenen Bir Marş, Unutturulan Bir Dil

(1 Gün, 0 Saat önce)
Evde oturuyordum. Bir anda İstiklal Marşı geldi aklıma. Durup düşündüm ve fark ettim ki on kıtasını da ezbere biliyorum. Bir Kürt kadını olarak bu fark ediş, içimde ağır bir sızı bıraktı.

Beritan ASLAN

 

İstanbul’da büyüdüm. Okullarda marşları ezberledik, andlar okuduk.
“Türküm, doğruyum” diye başlayan cümleleri her sabah tekrar ettik.
Kimse bize sormadı: Sen kimsin?
Kimse şunu merak etmedi: Evinde hangi dili konuşuyorsun?

 

Ben Kürtçeyi nenemden, dedemden zar zor öğrendim.
Onlar konuşurken seslerini kısarlardı. Etraflarına bakarlardı.
Korkuyorlardı.
Çünkü Kürtçe “bilinmeyen bir dil”di.
Çünkü Kürtçe konuşmak sakıncalıydı.
Çünkü susmak, hayatta kalmanın bir yoluydu.

 

Oysa Kürtçe çok güzel bir dildir.
Bir ninni gibi, bir ağıt gibi, bir direniş gibi.
Ama bize çocukluğumuzdan itibaren bunun tersi öğretildi.
Türk devleti, tek devlet–tek dil–tek bayrak–tek kimlik anlayışını yalnızca yasalarla değil, ezberlerle yerleştirdi.

 

Asimilasyon bazen copla yapılır, bazen müfredatla.
Bazen yasakla, bazen marşla.
Bazen de bir çocuğa her sabah zorla okutturulan bir andla.

 

Bu topraklarda yalnızca Türkler yaşamıyordu.
Kürtler vardı, Ermeniler vardı, Süryaniler vardı, Araplar, Lazlar, Çerkezler vardı.
Ama devlet, bu çoklu gerçeği kabul etmek yerine, tekli bir kimliği kutsallaştırdı.
Diğerlerini ya susturdu ya da görünmez kıldı.

 

Bugün geriye dönüp baktığımda şunu anlıyorum:
Bize sadece bir şeyler öğretilmedi; birçok şey unutturuldu.
Dilimiz, hikâyemiz, adımız, hafızamız.

 

On kıtasını ezbere bildiğim bir marşın karşısında,
nenemin korkarak fısıldadığı Kürtçe kelimeler geliyor aklıma.
Ve şunu soruyorum kendime:
Bir devlet, bir çocuğa kendi dilini neden unutturmak ister?

 

Gerçek yüzleşme, marşları yasaklamak değil.
Gerçek yüzleşme, bir halkın dilini, hafızasını ve varlığını tanımaktır.
Çünkü asimilasyon, sadece geçmişin değil; bugünün de meselesidir.

 

Bugün bu asimilasyon politikaları geçmişte kalmış değil. Kayyımlarla belediyelerin kapısına kilit vurulurken, Kürtçe tabelalar sökülürken, kültür merkezleri kapatılırken aynı zihniyet hâlâ iş başında. Müfredatta hâlâ tek bir kimlik anlatılırken, Kürtçe seçmeli dersler kâğıt üzerinde var olup sınıflarda yokken, dil hâlâ bir hak değil “izin” olarak görülüyor. Asimilasyon artık bağırarak değil; idare ederek, kısıtlayarak ve görünmez kılarak sürdürülüyor. Ve belki de en acısı şu: Bize çocukken ezberletilenler hâlâ devlette yerini korurken, nenelerimizin fısıldadığı dil hâlâ kendine güvenli bir yer bulamıyor. Bu yüzden mesele geçmişle yüzleşmek değil sadece; bugünü değiştirmeden geleceği kurtarmanın mümkün olmadığını kabul etmek.


İSTANBUL
EURO
51.6162
DOLAR
43.5182
ARŞİV